Back to Quran

Cüz

Juz 30

78:1 ... 114:6 · 564 ayahs

Çeviri Turkish Diyanet

  1. Surah An-NabaBegins here at 78:1

  2. 78:1

    عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ

    ʻAMMA yatasaaaʹaloon?

    Neyi soruşturuyorlar?

  3. 78:2

    عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ

    ʻAnin Nabaʹil ʻAz̤̣eem,

    Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?

  4. 78:3

    ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ

    ʹAllaẓee hum feehi mukhtalifoon.

    Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?

  5. 78:4

    كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

    Kallaa sayaʻlamoon!

    Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir.

  6. 78:5

    ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

    S̤umma kallaa sayaʻlamoon!

    Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.

  7. 78:6

    أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا

    ʹAlam najʻalil ʹarḍa mihaadaa,

    Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?

  8. 78:7

    وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا

    Wal-jibaala ʹawtaadaa,

    Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?

  9. 78:8

    وَخَلَقْنَـٰكُمْ أَزْوَٰجًا

    Wa-khalaq̣naakum ʹazwaajaa,

    Sizi çift çift yarattık;

  10. 78:9

    وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا

    Wa-jaʻalnaa nawmakum subaataa;

    Uykunuzu dinlenme vakti kıldık;

  11. 78:10

    وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا

    Wa-jaʻalnal layla libaasaa,

    Geceyi bir örtü yaptık;

  12. 78:11

    وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا

    Wa-jaʻalnan nahaara maʻaashaa?

    Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık;

  13. 78:12

    وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا

    Wa-banaynaa fawq̣akum sab-ʻañ shi-daadaa,

    Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik;

  14. 78:13

    وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

    Wa-jaʻalnaa Siraajañw wah-haajaa?

    Parlak ışık veren güneşi varettik;

  15. 78:14

    وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا

    Wa-ʹañzalnaa minal muʻṣiraati maaa-ʹañ s̤ajjaajaa,

    Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.

  16. 78:15

    لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا

    Linukhrija bihee ḥabbañw wanabaataa,

    Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.

  17. 78:16

    وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا

    Wa-Jannaatin ʹalfaafaa?

    Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.

  18. 78:17

    إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا

    ʹInna Yawmal Faṣli kaana meeq̣aataa,―

    Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.

  19. 78:18

    يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا

    Yawma yuñ-fakhu fiṣ Ṣoori fataʹtoona ʹafwaajaa;

    Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.

  20. 78:19

    وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا

    Wa-futiḥa-tis samaaaʹu fakaanat ʹabwaabaa,

    Gökler kapı kapı açılacaktır.

  21. 78:20

    وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا

    Wa-suyyi-ratil jibaalu fakaanat saraabaa.

    Dağlar yürütülüp serap olacaktır.

  22. 78:21

    إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا

    ʹInna Jahannama kaanat mirṣaadaa,―

    Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.

  23. 78:22

    لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابًا

    Liṭ-ṭaag̣eena maʹaabaa:

    Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.

  24. 78:23

    لَّـٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا

    Laa-bis̤eena feehaaa ʹaḥq̣aabaa.

    Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır.

  25. 78:24

    لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

    Laa- yaẓooq̣oona feehaa bar-dañw walaa- sharaabaa,

    Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....

  26. 78:25

    إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا

    ʹIllaa ḥameemañwwa g̣assaaq̣aa,―

    Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....

  27. 78:26

    جَزَآءً وِفَاقًا

    Jazaaaʹañw wifaaq̣aa.

    Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....

  28. 78:27

    إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا

    ʹInnahum kaanoo laa- yarjoona ḥisaabaa,

    Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı.

  29. 78:28

    وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابًا

    Wa-kaẓẓaboo biʹAayaatinaa kiẓẓaabaa.

    Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı.

  30. 78:29

    وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا

    Wa-kulla shayʹin ʹaḥṣaynaahu Kitaabaa,

    Biz de herşeyi yazıp saymışızdır.

  31. 78:30

    فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا

    Faẓooq̣oo falan nazeedakum ʹil-laa ʻaẓaabaa.

    Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız."

  32. 78:31

    إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا

    ʹInna lil-Mutta-q̣eena mafaazaa;

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

  33. 78:32

    حَدَآئِقَ وَأَعْنَـٰبًا

    Ḥadaaaʹiq̣a wa-ʹaʻnaabaa;

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

  34. 78:33

    وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا

    Wa-kawaaʻiba ʹatraabaa:

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

  35. 78:34

    وَكَأْسًا دِهَاقًا

    Wa-kaʹsañ dihaaq̣aa.

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

  36. 78:35

    لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا

    Laa- yasmaʻoona feehaa lag̣wañw walaa- kiẓẓaabaa;

    Orada boş ve yalan söz işitmezler.

  37. 78:36

    جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا

    Jazaaaʹam mir Rabbika ʻaṭaaaʹan ḥisaabaa,―

    Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir.

  38. 78:37

    رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا

    Rabbis samaawaati wal-ʹarḍi wa-maa baynahumar Raḥmaani laa- yam-likoona minhu khiṭaabaa.

    O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır.

  39. 78:38

    يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

    Yawma yaq̣oomur Rooḥu wal-malaaaʹikatu ṣaf-faa, laa- yatakallamoona ʹil-laa man ʹaẓina lahur Raḥmaanu wa-q̣aala ṣawaabaa.

    Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.

  40. 78:39

    ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا

    Ẓaalikal Yawmul Ḥaq̣q̣: famañ shaaaʹat takhaẓa ʹi-laa Rabbihee maʹaabaa!

    İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser.

  41. 78:40

    إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا

    ʹInnaaa ʹañẓarnaakum ʻAẓaabañ q̣areebaa,― Yawma yañ-z̤̣urul marʹu maa- q̣addamat yadaahu wa-yaq̣oolul kaafiru yaa-laytanee kuñtu turaabaa!

    Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der.

  42. Surah An-Nazi'atBegins here at 79:1

  43. 79:1

    وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا

    Wan-NAAZIʻAATI g̣arq̣aa;

    Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun,

  44. 79:2

    وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا

    Wan-naa-shi-ṭaati nashṭaa;

    Canları kolaylıkla alanlara and olsun,

  45. 79:3

    وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا

    Wassaabiḥaati sabḥaa,―

    Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun,

  46. 79:4

    فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا

    Fassaabiq̣aati sabq̣aa,

    Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun

  47. 79:5

    فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا

    Fal-mudabbiraati ʹamraa.

    Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun

  48. 79:6

    يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ

    Yawma tarjufur raajifah,

    O gün bir sarsıntı sarsar.

  49. 79:7

    تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ

    Tatbaʻuhar Raadifah:

    Peşinden bir diğeri gelir.

  50. 79:8

    قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ

    Q̣uloobuñy Yaw-maʹiẓiñw waajifah,

    O gün kalbler titrer.

  51. 79:9

    أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ

    ʹAbṣaaruhaa khaashiʻah.

    İnsanların gözleri yere döner.

  52. 79:10

    يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ

    Yaq̣ooloona ʹa-ʹinnaa lamardoodoona fil ḥaafirah?―

    Derler ki: "Biz eski halimize mi döndürüleceğiz?"

  53. 79:11

    أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً

    ʹAʹiẓaa kunnaa ʻiz̤̣aaman nakhirah?

    "Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı?"

  54. 79:12

    قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ

    Q̣aaloo tilka ʹiẓañ karratun khaasirah!

    Derler ki: "O takdirde bu zararına bir dönüştür."

  55. 79:13

    فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ

    Faʹinnamaa hiya zajratuñw Waaḥidah,

    Doğrusu bir tek çığlık yetecektir.

  56. 79:14

    فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ

    Faʹiẓaa hum̃ bissaahirah.

    Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir.

  57. 79:15

    هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ

    Hal ʹataaka ḥadees̤u Moosaa?

    Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?

  58. 79:16

    إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى

    ʹIẓ naadaahu Rabbuhoo bil-waadil muq̣addasi Ṭuwaa:

    Tuva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitap etmişti:

  59. 79:17

    ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

    ʹIẓhab ʹilaa Firʻawna ʹinnahoo ṭag̣aa;

    "Firavun'a git; doğrusu o azmıştır."

  60. 79:18

    فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ

    Faq̣ul hal laka ʹilaaa ʹañ tazakkaa?―

    "Ona de ki: Arınmağa niyetin var mı?"

  61. 79:19

    وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ

    Wa-ʹahdiyaka ʹilaa Rabbika fatakhshaa?

    "Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasın."

  62. 79:20

    فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ

    Faʹaraahul ʹAayatal Kubraa.

    Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi.

  63. 79:21

    فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ

    Fakaẓẓaba wa-ʻaṣaa:

    Ama Firavun yalanladı ve baş kaldırdı.

  64. 79:22

    ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ

    S̤umma ʹadbara yasʻaa,

    Geri dönüp yürüdü.

  65. 79:23

    فَحَشَرَ فَنَادَىٰ

    Faḥashara fanaadaa,

    Adamlarını toplayıp seslendi:

  66. 79:24

    فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ

    Faq̣aala ʹana Rabbukumul ʹaʻlaa.

    "Sizin en yüce rabbiniz benim" dedi.

  67. 79:25

    فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ

    Faʹakhaẓahul laahu nakaalal ʹAakhirati wal-ʹoolaa.

    Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı.

  68. 79:26

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ

    ʹInna fee ẓaalika laʻibratal limañy yakhshaa.

    Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır.

  69. 79:27

    ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا

    ʹA-ʹañtum ʹa-shaddu khalq̣an ʹamis samaaaʹ? Banaahaa:

    Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.

  70. 79:28

    رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا

    Rafaʻa sam-kahaa fasawwaahaa.

    Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.

  71. 79:29

    وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا

    Wa-ʹag̣ṭasha laylahaa wa-ʹakhraja ḍuḥaahaa.

    Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.

  72. 79:30

    وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ

    Wal-ʹarḍa baʻda ẓaalika daḥaahaa;

    Ardından yeri düzenlemiştir.

  73. 79:31

    أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا

    ʹAkhraja minhaa maaa-ʹahaa wa-marʻaahaa;

    Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.

  74. 79:32

    وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا

    Wal-jibaala ʹarsaahaa;

    Dağları yerleştirmiştir.

  75. 79:33

    مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ

    Mataaʻal lakum wa-liʹanʻaamikum.

    Bunları sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yapmıştır.

  76. 79:34

    فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ

    Faʹiẓaa jaaaʹatiṭ ṭaaammatul Kubraa,―

    Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar.

  77. 79:35

    يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ

    Yawma yataẓakkarul ʹiñsaanu maa- saʻaa,

    Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar.

  78. 79:36

    وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ

    Wa-burrizatil Jaḥeemu limañy yaraa.

    Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.

  79. 79:37

    فَأَمَّا مَن طَغَىٰ

    Faʹammaa mañ ṭag̣aa,

    İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.

  80. 79:38

    وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

    Wa-ʹaas̤aral ḥayaatad dunyaa,

    İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.

  81. 79:39

    فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ

    Faʹinnal Jaḥeema hiyal maʹwaa.

    İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.

  82. 79:40

    وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ

    Wa-ʹammaa man khaafa Maq̣aama Rabbihee wa-nahan nafsa ʻanil hawaa,

    Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.

  83. 79:41

    فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ

    Faʹinnal Jannata hiyal maʹwaa.

    Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.

  84. 79:42

    يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا

    Yasʹaloonaka ʻanis Saaʻati ʹayyaana mursaahaa?

    Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.

  85. 79:43

    فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ

    Feema ʹañta miñ ẓikraahaa?

    Nerde senden onu anlatması?

  86. 79:44

    إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ

    ʹIlaa Rabbika Muñtahaahaa.

    Onun bilgisi Rabbine aittir.

  87. 79:45

    إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا

    ʹInnamaaa ʹañta muñẓiru mañy yakhshaahaa.

    Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.

  88. 79:46

    كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا

    Kaʹannahum Yawma yarawnahaa lam yalbas̤ooo ʹillaa ʻashiyyatan ʹaw ḍuḥaahaa!

    Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.

  89. Surah 'AbasaBegins here at 80:1

  90. 80:1

    عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ

    ʻABASA wa-tawallaa,

    Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.

  91. 80:2

    أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ

    ʹAñ jaaa-ʹahul ʹaʻmaa.

    Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.

  92. 80:3

    وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ

    Wa-maa yudreeka laʻallahoo yaz-zakkaa?―

    Ne bilirsin, belki de o arınacak;

  93. 80:4

    أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ

    ʹAw yaẓ-ẓak-karu fatañfaʻahuẓ Ẓikraa?

    Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.

  94. 80:5

    أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ

    ʹAmmaa manis tag̣naa,

    Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.

  95. 80:6

    فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ

    Faʹañta lahoo taṣaddaa;

    Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.

  96. 80:7

    وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ

    Wa-maa ʻalayka ʹallaa yaz-zakkaa.

    Arınmak istememesinden sana ne?

  97. 80:8

    وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ

    Wa-ʹammaa mañ jaaa-ʹaka yasʻaa,

    Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

  98. 80:9

    وَهُوَ يَخْشَىٰ

    Wa-huwa yakhshaa,

    Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

  99. 80:10

    فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ

    Faʹañta ʻanhu talahhaa.

    Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

  100. 80:11

    كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

    Kallaaa ʹinnahaa Taẓkirah:

    Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.

  101. 80:12

    فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

    Famañ shaaʹa ẓakarah.

    Dileyen onu öğüt kabul eder.

  102. 80:13

    فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ

    Fee ṣuḥufim mukarramah,

    O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.

  103. 80:14

    مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ

    Marfooʻatim muṭahharah,

    O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.

  104. 80:15

    بِأَيْدِى سَفَرَةٍ

    Biʹaydee safarah―

    İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.

  105. 80:16

    كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ

    Kiraamim bararah.

    İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.

  106. 80:17

    قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ

    Q̣utilal ʹiñsaanu maaa ʹakfarah?

    Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!

  107. 80:18

    مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ

    Min ʹayyi shayʹin khalaq̣ah?

    Allah onu hangi şeyden yaratmış?

  108. 80:19

    مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ

    Min nuṭfah: khalaq̣ahoo faq̣addarah;

    Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;

  109. 80:20

    ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ

    S̤ummas sabeela yas-sarah;

    Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.

  110. 80:21

    ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ

    S̤umma ʹamaatahoo faʹaq̣barah;

    Sonra onu öldürür ve kabre koyar.

  111. 80:22

    ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ

    S̤umma ʹiẓaa shaaaʹa ʹañsharah.

    Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.

  112. 80:23

    كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ

    Kallaa lammaa yaq̣ḍi maaa ʹamarah.

    Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.

  113. 80:24

    فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ

    Falyañz̤̣uril ʹiñsaanu ʹilaa Ṭaʻaamih:

    İnsan, yiyeceğine bir baksın;

  114. 80:25

    أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا

    ʹAnnaa ṣabab nalmaaaʹa ṣabbaa,

    Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.

  115. 80:26

    ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا

    S̤umma sha-q̣aq̣nal ʹarḍa shaq̣q̣aa;

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

  116. 80:27

    فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا

    Faʹambatnaa feehaa Ḥabbaa,

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

  117. 80:28

    وَعِنَبًا وَقَضْبًا

    Wa-ʻinabañw Waq̣aḍbaa,

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

  118. 80:29

    وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا

    Wa-zaytoonañw Wanakhlaa,

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

  119. 80:30

    وَحَدَآئِقَ غُلْبًا

    Wa-ḥadaaaʹiq̣a g̣ulbaa,

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

  120. 80:31

    وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا

    Wa-faaki-hatañw Waʹabbaa,

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

  121. 80:32

    مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ

    Mataaʻal lakum wa-liʹanʻaamikum.

    Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.

  122. 80:33

    فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ

    Faʹiẓaa jaaa-ʹatiṣ Ṣaaakhkhah,―

    O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;

  123. 80:34

    يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

    Yawma yafirrul mar-ʹu min ʹakheeh,

    O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

  124. 80:35

    وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ

    Wa-ʹummihee wa-ʹabeeh,

    O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

  125. 80:36

    وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ

    Wa-ṣaaḥi-batihee wa-baneeh.

    O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

  126. 80:37

    لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

    Likul lim-riʹim minhum Yawmaʹiẓiñ shaʹnuñy yug̣neeh.

    O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.

  127. 80:38

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ

    Wujoohuñy Yawmaʹiẓim musfirah,

    O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.

  128. 80:39

    ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ

    Ḍaaḥikatum mustabshirah.

    O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.

  129. 80:40

    وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

    Wa-wujoohuñy Yawmaʹiẓin ʻalayhaa g̣abarah;

    O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.

  130. 80:41

    تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

    Tarhaq̣uhaa q̣atarah:

    O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.

  131. 80:42

    أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ

    ʹUlaaaʹika humul kafaratul Fajarah.

    İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.

  132. Surah At-TakwirBegins here at 81:1

  133. 81:1

    إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ

    ʹIẓash shamsu kuwwirat;

    Güneş dürülüp ışığı kalmadığı zaman;

  134. 81:2

    وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ

    Wa-ʹiẓan nujoomuñ kadarat;

    Yıldızlar düşüp, söndüğü zaman;

  135. 81:3

    وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ

    Wa-ʹiẓal jibaalu suyyirat;

    Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;

  136. 81:4

    وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ

    Wa-ʹiẓal ʻishaaru ʻuṭṭilat;

    Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;

  137. 81:5

    وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ

    Wa-ʹiẓal wuḥooshu ḥushirat;

    Yabani hayvanlar bir araya toplatıldığı zaman;

  138. 81:6

    وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ

    Wa-ʹiẓal biḥaaru sujjirat;

    Denizler kaynaştırıldığı zaman;

  139. 81:7

    وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ

    Wa-ʹiẓan nufoosu zuwwijat:

    Canlar bedenlerle birleştirildiği zaman;

  140. 81:8

    وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ

    Wa-ʹiẓal mawʹoodatu suʹilat―

    Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman;

  141. 81:9

    بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ

    Biʹayyi ẓambiñ q̣utilat;

    Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman;

  142. 81:10

    وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ

    Wa-ʹiẓaṣ ṣuḥufu nushirat:

    Amel defterleri açıldığı zaman;

  143. 81:11

    وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ

    Wa-ʹiẓas samaaaʹu kushiṭat;

    Gök yerinden oynatıldığı zaman;

  144. 81:12

    وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ

    Wa-ʹiẓal Jaḥeemu suʻ-ʻirat;

    Cehennem alevlendirildiği zaman;

  145. 81:13

    وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ

    Wa-ʹiẓal Jannatu ʹuzlifat;

    Cennet yaklaştırıldığı zaman;

  146. 81:14

    عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ

    ʻAlimat nafsum maaa ʹaḥḍarat.

    İnsanoğlu önceden ne hazırladığını görecektir.

  147. 81:15

    فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ

    Falaaa ʹuq̣simu bil-khunnas,

    Gündüz sinip geceleri gözüken gezegenlere and olsun;

  148. 81:16

    ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ

    ʹAl-jawaaril kunnas;

    Gündüz sinip geceleri gözüken gezegenlere and olsun;

  149. 81:17

    وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ

    Wal-Layli ʹiẓaa ʻasʻas;

    Kararmaya başlayan geceye and olsun;

  150. 81:18

    وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ

    Waṣṣubḥi ʹiẓaa tanaffas;―

    Ağarmaya başlayan sabaha and olsun ki,

  151. 81:19

    إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

    ʹInnahoo laq̣awlu Rasooliñ Kareem,

    Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

  152. 81:20

    ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ

    Ẓee q̣uwwatin ʻiñda Ẓil ʻArshi makeen,

    Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

  153. 81:21

    مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ

    Muṭaaʻiñ s̤amma ʹAmeen.

    Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

  154. 81:22

    وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ

    Wa-maa Ṣaaḥibukum̃ bimajnoon;

    Arkadaşınız (Muhammed) asla deli değildir.

  155. 81:23

    وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ

    Wa-laq̣ad raʹaahu bilʹufuq̣il mubeen.

    And olsun ki, o, Cebrail'i apaçık ufukta görmüştür.

  156. 81:24

    وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ

    Wa-maa huwa ʻalal g̣aybi biḍaneen.

    Peygamber, görülmeyenler hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz.

  157. 81:25

    وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ

    Wa-maa huwa biq̣awli Shayṭaanir rajeem.

    Bu Kuran, kovulmuş şeytanın sözü olamaz.

  158. 81:26

    فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ

    Faʹayna taẓhaboon?

    Nereye gidiyorsunuz?

  159. 81:27

    إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ

    ʹIn huwa ʹilla Ẓikrul lilʻaalameen:

    Kuran, ancak aranızda doğru yola girmeyi dileyene ve alemlere bir öğüttür.

  160. 81:28

    لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ

    Limañ shaaaʹa miñkum ʹañy yastaq̣eem:

    Kuran, ancak aranızda doğru yola girmeyi dileyene ve alemlere bir öğüttür.

  161. 81:29

    وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    Wa-maa tashaaaʹoona ʹillaaa ʹañy yashaaaʹal laahu Rabbul ʻAalameen.

    Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz.

  162. Surah Al-InfitarBegins here at 82:1

  163. 82:1

    إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتْ

    ʹIẓas Samaaaʹuñ faṭarat;

    Gök yarıldığı zaman,

  164. 82:2

    وَإِذَا ٱلْكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتْ

    Wa-ʹiẓal kawaakibuñ tas̤arat;

    Yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman,

  165. 82:3

    وَإِذَا ٱلْبِحَارُ فُجِّرَتْ

    Wa-ʹiẓal biḥaaru fujjirat;

    Denizler kaynaştığı zaman,

  166. 82:4

    وَإِذَا ٱلْقُبُورُ بُعْثِرَتْ

    Wa-ʹiẓal q̣ubooru buʻs̤irat;

    Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman,

  167. 82:5

    عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ

    ʻAlimat nafsum maa q̣addamat wa-ʹakhkharat.

    İnsanoğlu, ne yaptığını ve ne yapmadığını görür.

  168. 82:6

    يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَـٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلْكَرِيمِ

    Yaaaʹayyuhal ʹiñsaanu maa- g̣arraka bi-Rabbikal Kareem?―

    Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?

  169. 82:7

    ٱلَّذِى خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ

    ʹAllaẓee khalaq̣aka fasawwaaka faʻadalak;

    Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?

  170. 82:8

    فِىٓ أَىِّ صُورَةٍ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ

    Feee ʹayyi Ṣooratim maa shaaaʹa rakkabak.

    Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?

  171. 82:9

    كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ

    Kallaa bal tukaẓẓiboona bid-Deen!

    Hayır, hayır; doğrusu siz dini yalanlıyorsunuz.

  172. 82:10

    وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَـٰفِظِينَ

    Wa-ʹinna ʻalaykum laḥaafiz̤̣een,―

    Oysa, yaptıklarınızı bilen değerli yazıcılar sizi gözetlemektedirler.

  173. 82:11

    كِرَامًا كَـٰتِبِينَ

    Kiraamañ Kaatibeen:

    Oysa, yaptıklarınızı bilen değerli yazıcılar sizi gözetlemektedirler.

  174. 82:12

    يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

    Yaʻlamoona maa- tafʻaloon.

    Oysa, yaptıklarınızı bilen değerli yazıcılar sizi gözetlemektedirler.

  175. 82:13

    إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ

    ʹInnal ʹabraara lafee Naʻeem;

    İyiler şüphesiz nimet içindedirler.

  176. 82:14

    وَإِنَّ ٱلْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ

    Wa-ʹinnal fujjaara lafee Jaḥeem.

    Allah'ın buyruğundan çıkanlar cehennemdedirler.

  177. 82:15

    يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ ٱلدِّينِ

    Yaṣlawnahaa Yawmad Deen.

    Din Günü oraya girerler.

  178. 82:16

    وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَآئِبِينَ

    Wa-maa hum ʻanhaa big̣aaaʹibeen.

    Oradan bir daha ayrılamazlar.

  179. 82:17

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    Wa-maaa ʹadraaka maa- Yawmud Deen?

    Din gününün ne olduğunu sen nereden bilirsin?

  180. 82:18

    ثُمَّ مَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    S̤umma maaa ʹadraaka maa- Yawmud Deen?

    Evet, din gününün ne olduğunu nereden bileceksin?

  181. 82:19

    يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْـًٔا ۖ وَٱلْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ

    Yawma laa- tamliku nafsul linafsiñ shayʹaa: walʹAmru Yawmaʹiẓil lillaah.

    O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır.

  182. Surah Al-MutaffifinBegins here at 83:1

  183. 83:1

    وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ

    Waylul lil-muṭaffifeen,―

    İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline!

  184. 83:2

    ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ

    ʹAllaẓeena ʹiẓak taaloo ʻalan naasi yastawfoon,

    İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline!

  185. 83:3

    وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

    Wa-ʹiẓaa kaaloohum ʹaw Wazanoohum yukhsiroon.

    İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline!

  186. 83:4

    أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ

    ʹAlaa yaz̤̣unnu ʹulaaaʹika ʹannahum mabʻoos̤oon

    Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı?

  187. 83:5

    لِيَوْمٍ عَظِيمٍ

    Li-Yawmin ʻAz̤̣eem.

    Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı?

  188. 83:6

    يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    Yawma yaq̣oomun naasu li-Rabbil ʻAalameen?

    O gün insanlar Alemlerin Rabbinin huzurunda dururlar.

  189. 83:7

    كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ

    Kallaaa ʹinna Kitaabal fujjaari lafee Sijjeen.

    Sakının; Allah'ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak "Siccin" adlı defterde yazılıdır.

  190. 83:8

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ

    Wa-maaa ʹadraaka maa- Sijjeen?

    Siccin'in ne olduğunu sen nerden bilirsin?

  191. 83:9

    كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ

    Kitaabum marq̣oom.

    O, yazılmış bir kitaptır.

  192. 83:10

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    Wayluñy Yawmaʹiẓil lil-mukaẓẓibeen―

    Yalanlayanların o gün vay haline!

  193. 83:11

    ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

    ʹAllaẓeena yukaẓẓiboona bi-Yawmid Deen.

    Onlar, kıyamet gününü yalanlamış olanlardır.

  194. 83:12

    وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

    Wa-maa yukaẓẓibu biheee ʹillaa kullu muʻtadin ʹas̤eem!

    Oysa onu mütecaviz günahkardan başka kimse yalanlamaz.

  195. 83:13

    إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    ʹIẓaa tutlaa ʻalayhi ʹAayaatunaa q̣aala ʹAsaaṭeerul ʹAwwaleen!

    Ona ayetlerimiz okunduğu zaman "Öncekilerin masalları" der.

  196. 83:14

    كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    Kallaa bal; raana ʻalaa q̣uloobihim maa kaanoo yaksiboon!

    Hayır, hayır; onların kazandıkları kalblerini paslandırıp körletmiştir.

  197. 83:15

    كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ

    Kallaaa ʹinnahum ʻar Rabbihim Yawmaʹiẓil lamaḥjooboon.

    Hayır; doğrusu onlar o gün, Rablerinden yoksun kalacaklardır.

  198. 83:16

    ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ

    S̤umma ʹinnahum laṣaalul Jaḥeem.

    Sonra onlar, şüphesiz, cehenneme gireceklerdir.

  199. 83:17

    ثُمَّ يُقَالُ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    S̤umma yuq̣aalu haaẓal laẓee kuñtum̃ bihee tukaẓẓiboon!

    Sonra da: "yalanlayıp durduğunuz işte budur" denecektir.

  200. 83:18

    كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ

    Kallaaa ʹinna Kitaabal ʹAbraari lafee ʻIlliyyeen.

    Ama iyilerin defteri yüksek katlardadır.

  201. 83:19

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ

    Wa-maaa ʹadraaka maa- ʻIlliyyoon?

    O yüksek katların ne olduğunu sen bilir misin?

  202. 83:20

    كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ

    Kitaabum marq̣oom,

    O, gözde meleklerin gördüğü, yazılı bir kitapdır.

  203. 83:21

    يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ

    Yashhaduhul Muq̣arraboon.

    O, gözde meleklerin gördüğü, yazılı bir kitapdır.

  204. 83:22

    إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ

    ʹInnal ʹAbraara lafee Naʻeem:

    İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler.

  205. 83:23

    عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ

    ʻAlal ʹaraaaʹiki yañz̤̣uroon:

    İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler.

  206. 83:24

    تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ

    Taʻrifu fee wujoohihim naḍratan Naʻeem.

    Onları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın.

  207. 83:25

    يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ

    Yusq̣awna mir raḥeeq̣im makhtoom:

    Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. İyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

  208. 83:26

    خِتَـٰمُهُۥ مِسْكٌ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَـٰفِسُونَ

    Khitaamuhoo misk: wa-fee ẓaalika falyatanaafasil mutanaafisoon:

    Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. İyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

  209. 83:27

    وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ

    Wa-mizaajuhoo miñ Tasneem,

    Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır.

  210. 83:28

    عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ

    ʻAynañy yashrabu bihal Muq̣arraboon.

    Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır.

  211. 83:29

    إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ

    ʹInnal laẓeena ʹajramoo kaanoo minal laẓeena ʹaamanoo yaḍḥakoon,

    Suçlular, şüphesiz, inanmış olanlara gülerlerdi.

  212. 83:30

    وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ

    Wa-ʹiẓaa marroo bihim yatag̣aamazoon;

    Yanlarından geçtikleri zaman da birbirlerine göz kırparlardı.

  213. 83:31

    وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ

    Wa-ʹiẓañ q̣alabooo ʹilaaa ʹahlihimuñ q̣alaboo fakiheen;

    Taraftarlarına vardıklarında bununla eğlenirlerdi.

  214. 83:32

    وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ

    Wa-ʹiẓaa raʹawhum q̣aalooo ʹinna haaaʹulaaaʹi laḍaaal-loon!

    İnananları gördükleri zaman: "Doğrusu bunlar sapık olanlardır" derlerdi.

  215. 83:33

    وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَـٰفِظِينَ

    Wa-maaa ʹursiloo ʹalayhim Ḥaafiz̤̣een.

    Oysa kendileri, inananlara gözcü olarak gönderilmemişlerdi.

  216. 83:34

    فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ

    Fal-Yawmal laẓeena ʹaamanoo minal kuffaari yuḍḥakoon:

    Bugün de, inananlar inkarcılara gülerler.

  217. 83:35

    عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ

    ʻAlal ʹaraaaʹiki yañz̤̣uroon.

    Tahtlar üzerinde, inkarcıların yaptıkları şeylerin karşılığının nasıl verildiğini seyrederler.

  218. 83:36

    هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ

    Hal s̤uwwibal kuffaaru maa- kaanoo yafʻaloon?

    Tahtlar üzerinde, inkarcıların yaptıkları şeylerin karşılığının nasıl verildiğini seyrederler.

  219. Surah Al-InshiqaqBegins here at 84:1

  220. 84:1

    إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ

    ʹIẓas Samaaaʹuñ shaq̣q̣at,

    Gök yarılıp Rabbine boyun eğdiği zaman, ki gök boyun eğecektir.

  221. 84:2

    وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

    Wa-ʹaẓinat li-Rabbihaa wa-ḥuq̣q̣at;

    Gök yarılıp Rabbine boyun eğdiği zaman, ki gök boyun eğecektir.

  222. 84:3

    وَإِذَا ٱلْأَرْضُ مُدَّتْ

    Wa-ʹiẓal ʹarḍu muddat,

    Yer düzeltilip, içinde olanları dışarı atarak boşaldığı zaman ve yer Rabbine boyun eğdiği zaman, ki yer boyun eğecektir

  223. 84:4

    وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ

    Waʹalq̣at maa- feehaa wa-takhallat,

    Yer düzeltilip, içinde olanları dışarı atarak boşaldığı zaman ve yer Rabbine boyun eğdiği zaman, ki yer boyun eğecektir

  224. 84:5

    وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

    Wa-ʹaẓinat li-Rabbihaa wa-ḥuq̣q̣at.

    Yer düzeltilip, içinde olanları dışarı atarak boşaldığı zaman ve yer Rabbine boyun eğdiği zaman, ki yer boyun eğecektir

  225. 84:6

    يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَـٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَـٰقِيهِ

    Yaaaʹayyuhal ʹiñsaanu ʹinnaka kaadiḥun ʹilaa Rabbika kad-ḥañ famulaaq̣eeh.

    Ey insanoğlu! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalarsın, sonunda O'na kavuşacaksın.

  226. 84:7

    فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ

    Faʹammaa man ʹootiya Kitaabahoo biyameenih.

    Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner.

  227. 84:8

    فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا

    Fasawfa yuḥaasabu ḥisaabañy yaseeraa,

    Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner.

  228. 84:9

    وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا

    Wa-yañq̣alibu ʹilaaa ʹahlihee masrooraa.

    Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner.

  229. 84:10

    وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهْرِهِۦ

    Wa-ʹammaa man ʹootiya Kitaabahoo wa-raaaʹa z̤̣ahrih,

    Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: "Mahvoldum" diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer.

  230. 84:11

    فَسَوْفَ يَدْعُوا۟ ثُبُورًا

    Fasawfa yadʻoo s̤ubooraa,

    Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: "Mahvoldum" diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer.

  231. 84:12

    وَيَصْلَىٰ سَعِيرًا

    Wa-yaṣlaa Saʻeeraa.

    Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: "Mahvoldum" diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer.

  232. 84:13

    إِنَّهُۥ كَانَ فِىٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا

    ʹInnahoo kaana feee ahlihee masrooraa.

    Çünkü o, dünyada, adamlarının yanında iken zevk içindeydi.

  233. 84:14

    إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ

    ʹInnahoo z̤̣anna ʹal lañy yaḥoor!

    Zira; o, bir daha dirilip dönmeyeceğini sanmıştı.

  234. 84:15

    بَلَىٰٓ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرًا

    Balaaa ʹinna Rabbahoo kaana bihee Baṣeeraa!

    Bilin ki, Rabbi onu şüphesiz görmekteydi.

  235. 84:16

    فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلشَّفَقِ

    Falaaa ʹuq̣simu bish-Shafaq̣;

    Akşamın alaca karanlığına and olsun;

  236. 84:17

    وَٱلَّيْلِ وَمَا وَسَقَ

    Wallayli wa-maa wa-saq̣;

    Geceye ve gecenin içinde olan şeylere and olsun;

  237. 84:18

    وَٱلْقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ

    Wal-Q̣amari ʹiẓat tasaq̣;

    Dolunay halindeki aya and olsun ki:

  238. 84:19

    لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ

    Latarkabunna ṭabaq̣an ʻañ ṭabaq̣.

    Şüphesiz siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız. (tabakadan tabakaya bineceksiniz)

  239. 84:20

    فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Famaa lahum laa- yuʹminoon,

    Onlara ne oluyor da inanmıyorlar?

  240. 84:21

    وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ۩

    Wa-ʹiẓaa q̣uriʹa ʻalayhimul Q̣urʹaanu laa- yasjudoon?

    Onlara Kuran okunduğu zaman neden secde etmiyorlar?

  241. 84:22

    بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ

    Balil laẓeena kafaroo yukaẓẓiboon.

    Aksine, inkarcılar yalanlıyorlar.

  242. 84:23

    وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ

    Wallaahu ʹAʻlamu bimaa yooʻoon.

    Oysa, Allah, onların sakladıklarını çok iyi bilir.

  243. 84:24

    فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

    Fabashshirhum̃ biʻAẓaabin ʹaleem,

    Onlara can yakıcı azabı müjde et.

  244. 84:25

    إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ

    ʹIllal laẓeena ʹaamanoo wa-ʻamiluṣ ṣaaliḥaati lahum ʹAjrun g̣ayru mamnoon.

    Yalnız, inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara, kesintisiz ecir vardır.

  245. Surah Al-BurujBegins here at 85:1

  246. 85:1

    وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْبُرُوجِ

    Was-Samaaaʹi ẓaatil BUROOJ;

    İçinde burçları bulunan göğe and olsun;

  247. 85:2

    وَٱلْيَوْمِ ٱلْمَوْعُودِ

    Wal-Yawmil Mawʻood;

    Söz verilen kıyamet gününe and olsun;

  248. 85:3

    وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ

    Wa-Shaahidiñw Wa-Mashhood;

    Şahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar öldükten sonra diriltileceklerdir.

  249. 85:4

    قُتِلَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأُخْدُودِ

    Q̣utila ʹaṣḥaabul ʹukhdood,―

    Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!

  250. 85:5

    ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ

    ʹAnnaari ẓaatil Waq̣ood:

    Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!

  251. 85:6

    إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ

    ʹIẓ hum ʻalayhaa q̣uʻood,

    Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!

  252. 85:7

    وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ

    Wa-hum ʻalaa maa- yafʻaloona bilmuʹmineena shuhood.

    Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!

  253. 85:8

    وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ

    Wa-maa naq̣amoo minhum ʹillaaa ʹañy yuʹminoo billaahil ʻAzeezil Ḥameed,―

    Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.

  254. 85:9

    ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

    ʹAllaẓee lahoo mulkus samaawaati wal-ʹarḍ: Wallaahu ʻalaa kulli shayʹiñ Shaheed.

    Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.

  255. 85:10

    إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ

    ʹInnal laẓeena fatanul Muʹmineena wal-muʹminaati s̤umma lam yatooboo falahum ʻaẓaabu Jahannama wa-lahum ʻAẓaabul ḥareeq̣.

    Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azap da onlaradır.

  256. 85:11

    إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ

    ʹInnal laẓeena ʹaamanoo wa-ʻamiluṣ ṣaaliḥaati lahum Jannaatuñ tajree miñ taḥtihal ʹanhaar: ẓaalikal Fawzul kabeer.

    Şüphesiz inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara, içlerinden ırmaklar akan cennetler vardır. Bu, büyük kurtuluştur.

  257. 85:12

    إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ

    ʹInna Baṭsha Rabbika lashadeed.

    Doğrusu Rabbinin yakalaması amansızdır.

  258. 85:13

    إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ

    ʹInna-Hoo Huwa yubdiʹu wa-yuʻeed.

    Önce yaratıp sonra bunu tekrar eden O'dur.

  259. 85:14

    وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ

    Wa-Huwal G̣afoorul Wadood,

    Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.

  260. 85:15

    ذُو ٱلْعَرْشِ ٱلْمَجِيدُ

    Ẓul ʻArshil Majeed.

    Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.

  261. 85:16

    فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ

    Faʻ-ʻaalul limaa yureed.

    Her dilediğini mutlaka yapandır.

  262. 85:17

    هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ

    Hal ʹataaka ḥadees̤ul Junood―

    Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?

  263. 85:18

    فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ

    Firʻawna wa-S̤amood?

    Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?

  264. 85:19

    بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍ

    Balil laẓeena kafaroo fee takẓeeb!

    Doğrusu inkar edenler, hep yalanlayagelmişlerdir.

  265. 85:20

    وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ

    Wallaahu miñw waraaaʹihim Muḥeeṭ!

    Oysa Allah onları ardlarından çevirmiştir.

  266. 85:21

    بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَّجِيدٌ

    Bal Huwa Q̣urʹaanum Majeed,

    Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan şanlı bir Kuran'dır.

  267. 85:22

    فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍۭ

    Fee Lawḥim Maḥfooz̤̣!

    Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan şanlı bir Kuran'dır.

  268. Surah At-TariqBegins here at 86:1

  269. 86:1

    وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ

    Was-Samaaaʹi waṭ-ṬAARIQ̣;

    Göğe ve Tarık'a and olsun;

  270. 86:2

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ

    Wa-maaa ʹadraaka maṭ Ṭaariq̣?

    Tarık'ın ne olduğunu sen bilir misin?

  271. 86:3

    ٱلنَّجْمُ ٱلثَّاقِبُ

    ʹAn-Najmus̤ s̤aaq̣ib!

    O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır.

  272. 86:4

    إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ

    ʹIñ kullu nafsil lammaa ʻalayhaa ḥafiz̤̣.

    Üzerinde gözetici olmayan kimse yoktur.

  273. 86:5

    فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ مِمَّ خُلِقَ

    Fal-yañz̤̣uril ʹiñsaanu mimma khuliq̣.

    Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.

  274. 86:6

    خُلِقَ مِن مَّآءٍ دَافِقٍ

    Khuliq̣a mim maaaʹiñ daafiq̣,

    O, erkek ve kadının beli ile kaburga kemikleri arasından atılagelen bir sudan yaratılmıştır.

  275. 86:7

    يَخْرُجُ مِنۢ بَيْنِ ٱلصُّلْبِ وَٱلتَّرَآئِبِ

    Yakhruju mim bayniṣ ṣulbi wat-taraaaʹib.

    O, erkek ve kadının beli ile kaburga kemikleri arasından atılagelen bir sudan yaratılmıştır.

  276. 86:8

    إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجْعِهِۦ لَقَادِرٌ

    ʹInna-Hoo ʻalaa rajʻihee laq̣aadir.

    Şüphesiz Allah, gizliliklerin ortaya çıkacağı gün, insanı tekrar yaratmaya Kadir'dir.

  277. 86:9

    يَوْمَ تُبْلَى ٱلسَّرَآئِرُ

    Yawma tublas saraaaʹir,

    Şüphesiz Allah, gizliliklerin ortaya çıkacağı gün, insanı tekrar yaratmaya Kadir'dir.

  278. 86:10

    فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ

    Famaa lahoo miñ q̣uwtiñwwa walaa naaṣir.

    O gün, insanın gücü de, yardımcısı da olmaz.

  279. 86:11

    وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجْعِ

    Was-Samaaaʹi ẓaatir rajʻ.

    Dönüşlü göğe ve yarılan yeryüzüne and olsun ki,

  280. 86:12

    وَٱلْأَرْضِ ذَاتِ ٱلصَّدْعِ

    Wal-ʹarḍi ẓaatiṣ ṣadʻ,―

    Dönüşlü göğe ve yarılan yeryüzüne and olsun ki,

  281. 86:13

    إِنَّهُۥ لَقَوْلٌ فَصْلٌ

    ʹInnahoo laq̣awluñ faṣl:

    Doğrusu bu Kuran kesin bir sözdür.

  282. 86:14

    وَمَا هُوَ بِٱلْهَزْلِ

    Wa-maa huwa bil-hazl.

    O, eğlence için değildir.

  283. 86:15

    إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا

    ʹInnahum yakeedoona kaydaa,

    Gerçekten onlar düzen kuruyorlar.

  284. 86:16

    وَأَكِيدُ كَيْدًا

    Wa-ʹakeedu kaydaa.

    Ben de bir düzen kurmaktayım.

  285. 86:17

    فَمَهِّلِ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا

    Famahhilil kaafireena ʹamhilhum ruwaydaa.

    Sen inkarcılara mehil ver; onlara mukabeleyi biraz geri bırak.

  286. Surah Al-A'laBegins here at 87:1

  287. 87:1

    سَبِّحِ ٱسْمَ رَبِّكَ ٱلْأَعْلَى

    Sabbiḥis ma Rabbikal ʹAʻlaa,

    Yüce Rabbinin adını tesbih et.

  288. 87:2

    ٱلَّذِى خَلَقَ فَسَوَّىٰ

    ʹAllaẓee khalaq̣a fasawwaa;

    O, yaratıp şekil vermiştir.

  289. 87:3

    وَٱلَّذِى قَدَّرَ فَهَدَىٰ

    Wallaẓee q̣addara fahadaa;

    O, her şeyi ölçüyle yapıp doğru yolu göstermiştir.

  290. 87:4

    وَٱلَّذِىٓ أَخْرَجَ ٱلْمَرْعَىٰ

    Wallaẓeee ʹakhrajal marʻaa,

    O, yeşillikler bitirmiştir.

  291. 87:5

    فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحْوَىٰ

    Fajaʻalahoo g̣us̤aaaʹan ʹaḥwaa.

    Sonra da onları siyah çerçöpe çevirmiştir.

  292. 87:6

    سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ

    Sanuq̣riʹuka falaa tañsaa,

    Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın;

  293. 87:7

    إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ

    ʹIllaa maa- shaaaʹal laah: ʹinna-Hoo yaʻlamul jahra wa-maa yakhfaa.

    Allah'ın dilediği bundan müstesnadır. Doğrusu açığı da, gizliyi de bilen O'dur.

  294. 87:8

    وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ

    Wa-nu-yassiruka lil-Yusraa,

    Kolay olanı yapmayı sana kolaylaştırırız.

  295. 87:9

    فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكْرَىٰ

    Faẓakkir ʹin nafaʻatiẓ ẓikraa.

    Faydalı olacaksa insanlara öğüt ver.

  296. 87:10

    سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَىٰ

    Sayaẓẓakkaru mañy yakhshaa:

    Allah'tan korkan öğüt alacaktır.

  297. 87:11

    وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلْأَشْقَى

    Wa-yatajannabuhal ʹashq̣aa,

    Bedbaht olan ondan kaçınacaktır.

  298. 87:12

    ٱلَّذِى يَصْلَى ٱلنَّارَ ٱلْكُبْرَىٰ

    ʹAllaẓee yaṣlan Naaral kubraa,

    O, en büyük ateşe yaslanacaktır.

  299. 87:13

    ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ

    S̤umma laa- yamootu feehaa wa-laa yaḥyaa.

    O, orada ne ölecektir ne de dirilecektir.

  300. 87:14

    قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّىٰ

    Q̣ad ʹaflaḥa mañ tazakkaa.

    Arınmış olan, Rabbinin adını anıp namaz kılan, saadete erişecektir.

  301. 87:15

    وَذَكَرَ ٱسْمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ

    Wa-ẓakaras ma Rabbihee faṣallaa.

    Arınmış olan, Rabbinin adını anıp namaz kılan, saadete erişecektir.

  302. 87:16

    بَلْ تُؤْثِرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

    Bal tuʹs̤iroonal ḥayaatad dunyaa;

    Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

  303. 87:17

    وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ

    Wal-ʹAakhiratu khayruñw waʹabq̣aa.

    Oysa ahiret daha iyi ve daha bakidir.

  304. 87:18

    إِنَّ هَـٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ

    ʹInna haaẓaa lafiṣ Ṣuḥufil ʹoolaa,―

    Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.

  305. 87:19

    صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ

    Ṣuḥufi ʹIbraaheema wa-Moosaa.

    Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.

  306. Surah Al-GhashiyahBegins here at 88:1

  307. 88:1

    هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ

    Hal ʹataaka ḥadees̤ul G̣aashiyah?

    Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?

  308. 88:2

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ

    Wujoohuñy Yawmaʹiẓin khaashiʻah,

    O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür.

  309. 88:3

    عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ

    ʻAamilatun naaṣibah,

    Zor işler altında bitkin düşmüştür.

  310. 88:4

    تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةً

    Taṣlaa Naaran ḥaamiyah,―

    Yakıcı ateşe yaslanırlar.

  311. 88:5

    تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍ

    Tusq̣aa min ʻaynin ʹaaniyah,

    Kızgın bir kaynaktan içirilirler.

  312. 88:6

    لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ

    Laysa lahum ṭaʻaamun ʹillaa miñ Ḍareeʻ

    Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.

  313. 88:7

    لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍ

    Laa- yusminu wa-laa yug̣nee miñ jooʻ.

    Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.

  314. 88:8

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ

    Wujoohuñy Yawmaʹiẓin naaʻimah,

    İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır.

  315. 88:9

    لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ

    Lisaʻyihaa raaḍiyah,

    Yaptıklarından hoşnuddurlar.

  316. 88:10

    فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

    Fee Jannatin ʻaaliyah,

    Yüksek bir cennettedirler.

  317. 88:11

    لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَـٰغِيَةً

    Laa- tasmaʻu feehaa laag̣iyah:

    Orada boş söz işitmezler.

  318. 88:12

    فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ

    Feehaa ʻaynuñ jaariyah,

    Orada akan kaynak vardır.

  319. 88:13

    فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ

    Feehaa Sururum marfooʻah,

    Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır.

  320. 88:14

    وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ

    Wa-ʹakwaabum mawḍooʻah,

    Yerleştirilmiş kaseler,

  321. 88:15

    وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ

    Wa-namaariq̣u maṣfoofah,

    Sıra sıra yastıklar,

  322. 88:16

    وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ

    Wa-zaraabiyyu mabs̤oos̤ah.

    Serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.

  323. 88:17

    أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

    ʹAfalaa yañz̤̣uroona ʹilal ʹibili kayfa khuliq̣at?―

    Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

  324. 88:18

    وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ

    Wa-ʹilas Samaaaʹi kayfa rufiʻat?―

    Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

  325. 88:19

    وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ

    Wa-ʹilal Jibaali kayfa nuṣibat?

    Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

  326. 88:20

    وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

    Wa-ʹilal ʹArḍi kayfa suṭiḥat?

    Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

  327. 88:21

    فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ

    Faẓakkir, ʹinnamaaa ʹañta muẓakkir.

    Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.

  328. 88:22

    لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ

    Lasta ʻalayhim̃ bimuṣayṭir.

    Sen, onlara zor kullanacak değilsin.

  329. 88:23

    إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ

    ʹIllaa mañ tawallaa wa-kafar,―

    Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

  330. 88:24

    فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ

    Fayuʻaẓẓibuhul laahul ʻAẓaabal ʹakbar.

    Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

  331. 88:25

    إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ

    ʹInna ʹilaynaaa ʹIyaabahum;

    Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.

  332. 88:26

    ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم

    S̤umma ʹinna ʻalaynaa ḥisaabahum.

    Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir.

  333. Surah Al-FajrBegins here at 89:1

  334. 89:1

    وَٱلْفَجْرِ

    Wal-Fajr;

    Tanyerinin ağarmasına and olsun;

  335. 89:2

    وَلَيَالٍ عَشْرٍ

    Wa-Layaalin ʻashr;

    Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;

  336. 89:3

    وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ

    Wash-Shafʻi wal-watr;

    Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;

  337. 89:4

    وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

    Wallayli ʹiẓaa yasr;

    Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

  338. 89:5

    هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ

    Hal fee ẓaalika q̣asamul liẓee ḥijr?

    Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

  339. 89:6

    أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

    ʹAlam tara kayfa faʻala Rabbuka biʻAad,―

    Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

  340. 89:7

    إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ

    ʹIrama Ẓaatil ʻimaad,

    Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

  341. 89:8

    ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ

    ʹAllatee lam yukhlaq̣ mis̤luhaa fil bilaad?

    Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

  342. 89:9

    وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ

    Wa-S̤amoodal laẓeena jaabuṣ ṣakhra bil-waad?

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

  343. 89:10

    وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ

    Wa-Firʻawna ẓil ʹawtaad?

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

  344. 89:11

    ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ

    ʹAllaẓeena ṭag̣aw fil bilaad.

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

  345. 89:12

    فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ

    Faʹaks̤aroo fihal fasaad.

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

  346. 89:13

    فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

    Faṣabba ʻalayhim Rabbuka sawṭa ʻaẓaab:

    Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.

  347. 89:14

    إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ

    ʹInna Rabbaka labilmirṣaad.

    Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.

  348. 89:15

    فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ

    Faʹammal ʹiñsaanu ʹiẓaa mab talaahu Rabbuhoo faʹakramahoo wa-naʻ-ʻamah, fayaq̣oolu Rabbeee ʹakraman.

    Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim beni şerefli kıldı" der.

  349. 89:16

    وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ

    Wa-ʹammaaa ʹiẓaa mab talaahu faq̣adara ʻalayhi rizq̣ah, fayaq̣oolu Rabbeee ʹahaanan.

    Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der.

  350. 89:17

    كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ

    Kallaa bal laa tukrimoonal yateem.

    Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.

  351. 89:18

    وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

    Wa-laa taḥaaaḍḍoona ʻalaa ṭaʻaamil miskeen!―

    Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.

  352. 89:19

    وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

    Wa-taʹkuloonat Turaas̤a ʹaklal lammaa,

    Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.

  353. 89:20

    وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا

    Wa-tuḥibboonal maala ḥubbañ jammaa.

    Malı pek çok seviyorsunuz.

  354. 89:21

    كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا

    Kallaaa ʹiẓaa dukkatil ʹarḍu dakkañ dakkaa,

    Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;

  355. 89:22

    وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

    Wa-jaaaʹa Rabbuka wal-malaku ṣaffañ ṣaffaa,

    Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,

  356. 89:23

    وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ

    Wa-jeeeʹa Yawmaʹiẓim bi-Jahannam, Yawmaʹiẓiñy yataẓakkarul ʹiñsaanu wa-ʹannaa lahuẓ ẓikraa?

    O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?

  357. 89:24

    يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى

    Yaq̣oolu yaa-laytanee q̣addamtu li-Ḥayaatee!

    "Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.

  358. 89:25

    فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ

    Fa-Yawmaʹiẓil laa yuʻaẓẓibu ʻAẓaabahooo ʹaḥad,

    O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez.

  359. 89:26

    وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ

    Wa-laa yoos̤iq̣u wa-s̤aaq̣ahooo ʹaḥad.

    Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.

  360. 89:27

    يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ

    Yaaaʹayyatuhan Nafsul muṭmaʹinnah!

    Ey huzur içinde olan can!

  361. 89:28

    ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

    ʹIrjiʻeee ʹilaa Rabbiki raaḍiyatam marḍiyyah!

    O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön!

  362. 89:29

    فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى

    Fadkhulee fee ʻIbaadee!

    Ey can! İyi kullarımın arasına gir.

  363. 89:30

    وَٱدْخُلِى جَنَّتِى

    Wadkhulee Jannatee!

    Cennetime gir.

  364. Surah Al-BaladBegins here at 90:1

  365. 90:1

    لَآ أُقْسِمُ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ

    Laaa ʹuq̣simu bihaaẓal Balad;

    Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.

  366. 90:2

    وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ

    Wa-ʹañta ḥillum bihaaẓal Balad;

    Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.

  367. 90:3

    وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

    Wa-Waalidiñw Wamaa Walad;

    Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki;

  368. 90:4

    لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ

    Laq̣ad khalaq̣nal ʹiñsaana fee kabad.

    İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.

  369. 90:5

    أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

    ʹAyaḥsabu ʹal lañy yaq̣dira ʻalayhi ʹaḥad?

    İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

  370. 90:6

    يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا

    Yaq̣oolu ʹahlaktu maalal lubadaa!

    "Yığın yığın mal tüketmişimdir" diyor.

  371. 90:7

    أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ

    ʹAyaḥsabu ʹal lam yarahooo ʹaḥad?

    O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?

  372. 90:8

    أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ

    ʹAlam najʻal lahoo ʻaynayn?―

    Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?

  373. 90:9

    وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

    Wa-lisaanañw Washafatayn?―

    Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?

  374. 90:10

    وَهَدَيْنَـٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ

    Wa-hadaynaahun najdayn?

    Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?

  375. 90:11

    فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ

    Falaq̣ taḥamal ʻaq̣abah.

    Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi.

  376. 90:12

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ

    Wa-maaa ʹadraaka mal ʻaq̣abah?―

    O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin?

  377. 90:13

    فَكُّ رَقَبَةٍ

    Fakku raq̣abah.

    O geçit, bir köle ve esir azadetmek,

  378. 90:14

    أَوْ إِطْعَـٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ

    ʹAw ʹiṭʻaamuñ fee yawmiñ ẓee masg̣abah,

    Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

  379. 90:15

    يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

    Yateemañ ẓaa maq̣rabah,

    Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

  380. 90:16

    أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

    ʹAw miskeenañ ẓaa matrabah.

    Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

  381. 90:17

    ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ

    S̤umma kaana minal laẓeena ʹaamanoo wa-tawaaṣaw biṣṣabri wa-tawaaṣaw bil-Marḥamah.

    Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.

  382. 90:18

    أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

    ʹUlaaaʹika ʹAṣḥaabul Maymanah.

    İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir.

  383. 90:19

    وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

    Wallaẓeena kafaroo biʹAayaatinaa hum ʹAṣḥaabul mashʹamah.

    Ayetlerimizi inkar edenler, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir.

  384. 90:20

    عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ

    ʻAlayhim Naarum muʹṣadah.

    Onlar her yönden ateşle kapatılacaklardır.

  385. Surah Ash-ShamsBegins here at 91:1

  386. 91:1

    وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا

    Wash-Shamsi wa-ḍuḥaa-haa;

    Güneşe ve onun ışığına,

  387. 91:2

    وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا

    Wal-Q̣amari ʹiẓaa talaaha;

    Ardından gelmekte olan aya,

  388. 91:3

    وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا

    Wan-Nahaari ʹiẓaa jallaahaa,

    Onu ortaya koyan gündüze,

  389. 91:4

    وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا

    Wal-Layli ʹiẓaa yag̣shaahaa;

    Onu bürüyen geceye,

  390. 91:5

    وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا

    Wassamaaaʹi wa-maa banaahaa;

    Göğe ve onu yapana,

  391. 91:6

    وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا

    Wal-ʹArḍi wa-maa ṭaḥaahaa;

    Yere ve onu yayana,

  392. 91:7

    وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّىٰهَا

    Wa-nafsiñw Wamaa sawwaahaa;

    Kişiye ve onu şekillendirene,

  393. 91:8

    فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا

    Faʹalhamahaa fujoorahaa wa-taq̣waahaa;―

    Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki:

  394. 91:9

    قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا

    Q̣ad ʹaflaḥa mañ zakkaahaa,

    Kendini arıtan saadete ermiştir.

  395. 91:10

    وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا

    Wa-q̣ad khaaba mañ dassaahaa.

    Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.

  396. 91:11

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ

    Kaẓẓabat S̤amoodu biṭag̣waahaa.

    Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı.

  397. 91:12

    إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا

    ʹIẓim baʻas̤a ʹashq̣aahaa,

    Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı.

  398. 91:13

    فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَـٰهَا

    Faq̣aala lahum Rasoolul laahi Naaq̣atal laahi wa-suq̣yaahaa!

    Allah'ın peygamberi onlara, Allah'ın devesini göstermiş ve: "Allah'ın bu devesine ve onun su hakkına dokunmayın" demişti.

  399. 91:14

    فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا

    Fakaẓẓaboohu faʻaq̣aroohaa. Fadamdama ʻalayhim Rabbuhum̃ biẓambihim fasawwaahaa!

    Onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onların üzerine katmerli azap indirdi; yerle bir etti onları.

  400. 91:15

    وَلَا يَخَافُ عُقْبَـٰهَا

    Wa-laa yakhaafu ʻuq̣baahaa.

    Bu işin sonundan O'nun korkusu yoktur.

  401. Surah Al-LaylBegins here at 92:1

  402. 92:1

    وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ

    Wal-Layli ʹiẓaa yag̣shaa;

    Kararıp ortalığı bürüdüğü zaman geceye and olsun.

  403. 92:2

    وَٱلنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ

    Wan-Nahaari ʹiẓaa tajallaa;

    Açılıp aydınlattığı zaman gündüze and olsun.

  404. 92:3

    وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ

    Wa-maa khalaq̣aẓ ẓakara wal-ʹuñs̤aaa;

    Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki:

  405. 92:4

    إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ

    ʹInna saʻyakum lashattaa.

    Doğrusu sizin çalışmalarınız çeşitlidir.

  406. 92:5

    فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَٱتَّقَىٰ

    Faʹammaa man ʹaʻṭaa wattaq̣aa,―

    Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.

  407. 92:6

    وَصَدَّقَ بِٱلْحُسْنَىٰ

    Wa-ṣaddaq̣a bil-Ḥusnaa,―

    Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.

  408. 92:7

    فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْيُسْرَىٰ

    Fasanuyassiruhoo lil-Yusraa.

    Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.

  409. 92:8

    وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسْتَغْنَىٰ

    Wa-ʹammaa mam bakhila wastag̣naa,

    Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.

  410. 92:9

    وَكَذَّبَ بِٱلْحُسْنَىٰ

    Wa-kaẓẓaba bil-Ḥusnaa,―

    Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.

  411. 92:10

    فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْعُسْرَىٰ

    Fasanuyassiruhoo lilʻusraa;

    Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.

  412. 92:11

    وَمَا يُغْنِى عَنْهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ

    Wa-maa yug̣nee ʻanhu maaluhooo ʹiẓaa taraddaa.

    O kimse ölüp ateşe yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.

  413. 92:12

    إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ

    ʹInna ʻalaynaa lal-hudaa,

    Bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.

  414. 92:13

    وَإِنَّ لَنَا لَلْـَٔاخِرَةَ وَٱلْأُولَىٰ

    Wa-ʹinna lanaa lal-ʹAakhirata wal-ʹOolaa.

    Şüphesiz ahiret de, dünya da Bizimdir.

  415. 92:14

    فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّىٰ

    Faʹañẓartukum Naarañ talaz̤̣z̤̣aa.

    Sizi alevler saçan ateşle uyardım;

  416. 92:15

    لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى

    Laa- yaṣlaahaaa ʹillal ʹashq̣aa,―

    Oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz.

  417. 92:16

    ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    ʹAllaẓee kaẓẓaba wa-tawallaa.

    Oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz.

  418. 92:17

    وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلْأَتْقَى

    Wa-sa-yujannabuhal ʹatq̣aa,―

    Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur.

  419. 92:18

    ٱلَّذِى يُؤْتِى مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ

    ʹAllaẓee yuʹtee maalahoo yatazakkaa,

    Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur.

  420. 92:19

    وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَىٰٓ

    Wa-maa liʹaḥadin ʻiñdahoo min niʻmatiñ tujzaa,

    O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnudluğunu (rızasını) gözeterek yapmıştır.

  421. 92:20

    إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ

    ʹIllab tig̣aaaʹa Wajhi Rabbihil ʹAʻ-laa;

    O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnudluğunu (rızasını) gözeterek yapmıştır.

  422. 92:21

    وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ

    Wa-lasawfa yarḍaa.

    Elbette kendisi de hoşnut (razı) olacaktır.

  423. Surah Ad-DuhaaBegins here at 93:1

  424. 93:1

    وَٱلضُّحَىٰ

    Waḍ-Ḍuḥaa,

    Kuşluk vaktine and olsun;

  425. 93:2

    وَٱلَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ

    Wal-Layli ʹiẓaa sajaa,―

    Sükun erdiği zaman geceye and olsun ki,

  426. 93:3

    مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ

    Maa- wad-daʻaka Rabbuka wa-maa q̣alaa.

    Rabbin seni ne bıraktı ve ne de sana darıldı.

  427. 93:4

    وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ

    Wa-lalʹAakhiratu khayrul laka minal ʹOolaa.

    Doğrusu ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.

  428. 93:5

    وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ

    Walasawfa yuʻṭeeka Rabbuka fatarḍaa.

    Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.

  429. 93:6

    أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَـَٔاوَىٰ

    ʹAlam yajidka yateemañ faʹaawaa?

    Seni öksüz bulup da barındırmadı mı?

  430. 93:7

    وَوَجَدَكَ ضَآلًّا فَهَدَىٰ

    Wa-wajadaka ḍaaal-lañ fahadaa.

    Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mi?

  431. 93:8

    وَوَجَدَكَ عَآئِلًا فَأَغْنَىٰ

    Wa-wajadaka ʻaaaʹilañ faʹag̣naa.

    Seni fakir bulup zenginleştirmedi mi?

  432. 93:9

    فَأَمَّا ٱلْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ

    Faʹammal yateema falaa taq̣har,

    Öyleyse sakın öksüze kötü muamele etme;

  433. 93:10

    وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْ

    Wa-ʹammas saaa-ʹila falaa tanhar:

    Ve sakın bir şey isteyeni azarlama;

  434. 93:11

    وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

    Wa-ʹammaa biniʻmati Rabbika faḥaddis̤!

    Yalnızca Rabbinin nimetini anlat.

  435. Surah Ash-SharhBegins here at 94:1

  436. 94:1

    أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

    ʹAlam nashraḥ laka ṣadrak?

    Senin gönlünü açmadık mı?

  437. 94:2

    وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ

    Wa-waḍaʻnaa ʻañka wizrak,

    Belini büken yükünü üzerinden almadık mı?

  438. 94:3

    ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهْرَكَ

    ʹAllaẓeee ʹañq̣aḍa z̤̣ahrak?―

    Belini büken yükünü üzerinden almadık mı?

  439. 94:4

    وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

    Wa-rafaʻnaa laka ẓikrak?

    Senin şanını yükseltmedik mi?

  440. 94:5

    فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا

    Faʹinna maʻal ʻusri yusraa:

    Elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır.

  441. 94:6

    إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا

    ʹInna maʻal ʻusri yusraa.

    Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

  442. 94:7

    فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ

    Faʹiẓaa farag̣ta fañṣab,

    Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş;

  443. 94:8

    وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرْغَب

    Wa-ʹilaa Rabbika far-g̣ab.

    Ve ümit edeceğini yalnız Rabbinden iste.

  444. Surah At-TinBegins here at 95:1

  445. 95:1

    وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ

    Wat-Teeni waz-Zaytooni,

    İncir ve zeytine and olsun,

  446. 95:2

    وَطُورِ سِينِينَ

    Wa-Ṭoori Seeneena,

    And olsun Sina dağına,

  447. 95:3

    وَهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ

    Wa-haaẓal Baladil ʹameen,―

    And olsun bu güvenli Mekke şehrine ki:

  448. 95:4

    لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

    Laq̣ad khalaq̣nal ʹiñsaana feee ʹaḥsani taq̣weem,

    Biz insanı en güzel şekilde yarattık,

  449. 95:5

    ثُمَّ رَدَدْنَـٰهُ أَسْفَلَ سَـٰفِلِينَ

    S̤umma radadnaahu ʹasfala saafileen,―

    Sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık.

  450. 95:6

    إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

    ʹIl-lal laẓeena ʹaamanoo wa-ʻamiluṣ ṣaaliḥaati falahum ʹajrun g̣ayru mamnoon.

    Yalnız, inanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır. Onlara kesintisiz ecir vardır.

  451. 95:7

    فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِٱلدِّينِ

    Famaa yukaẓẓibuka baʻdu bid-Deen?

    Öyleyken, sana dini yalan saydırtan nedir?

  452. 95:8

    أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَحْكَمِ ٱلْحَـٰكِمِينَ

    ʹAlaysal laahu biʹAḥkamil ḥaakimeen?

    Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?

  453. Surah Al-'AlaqBegins here at 96:1

  454. 96:1

    ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ

    ʹIq̣raʹ bismi Rab-bikal laẓee khalaq̣,

    Yaratan Rabbinin adıyla oku!

  455. 96:2

    خَلَقَ ٱلْإِنسَـٰنَ مِنْ عَلَقٍ

    Khalaq̣al ʹiñsaana min ʻalaq̣.

    O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak'tan) yarattı.

  456. 96:3

    ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ

    ʹIq̣raʹ wa-Rabbukal ʹAkram,―

    Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

  457. 96:4

    ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ

    ʹAllaẓee ʻallama bil-Q̣alam,―

    Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

  458. 96:5

    عَلَّمَ ٱلْإِنسَـٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

    ʻAl-lamal ʹiñsaana maa- lam yaʻlam.

    Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

  459. 96:6

    كَلَّآ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَيَطْغَىٰٓ

    Kallaaa ʹinnal ʹiñsaana layaṭg̣aa,

    Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.

  460. 96:7

    أَن رَّءَاهُ ٱسْتَغْنَىٰٓ

    ʹArra ʹaahus tag̣naa.

    Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.

  461. 96:8

    إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ

    ʹInna ʹilaa Rabbikar rujʻaa.

    Dönüş şüphesiz Rabbinedir.

  462. 96:9

    أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يَنْهَىٰ

    ʹA-raʹaytal laẓee yanhaa

    Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

  463. 96:10

    عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰٓ

    ʻAbdan ʹiẓaa ṣallaa?

    Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

  464. 96:11

    أَرَءَيْتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلْهُدَىٰٓ

    ʹA-raʹayta ʹiñ kaana ʻalal Hudaa?

    Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun

  465. 96:12

    أَوْ أَمَرَ بِٱلتَّقْوَىٰٓ

    ʹAw ʹamara bit-Taq̣waa?

    Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun

  466. 96:13

    أَرَءَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ

    ʹA-raʹayta ʹiñ kaẓ-ẓaba wa-tawallaa?

    Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun

  467. 96:14

    أَلَمْ يَعْلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ

    ʹAlam yaʻlam̃ biʹannal laaha yaraa?

    Allah'ın her şeyi görmekte olduğunu bilmez mi?

  468. 96:15

    كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًۢا بِٱلنَّاصِيَةِ

    Kallaa laʹil lam yañtahi lanasfaʻam bin-naaṣiyah,―

    Ama bundan vazgeçmezse, and olsun ki, onu perçeminden,

  469. 96:16

    نَاصِيَةٍ كَـٰذِبَةٍ خَاطِئَةٍ

    Naaṣiyatiñ kaaẓibatin khaaṭiʹah!

    Yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz.

  470. 96:17

    فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۥ

    Fal-yadʻu naadiyah:

    O zaman, kafadarlarını çağırsın,

  471. 96:18

    سَنَدْعُ ٱلزَّبَانِيَةَ

    Sanadʻuz zabaaniyah!

    Biz de zebanileri çağıracağız.

  472. 96:19

    كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَٱسْجُدْ وَٱقْتَرِب ۩

    Kallaa: laa- tuṭiʻhu wasjud waq̣tarib!

    Sakın ona uyma; sen secde et, Rabbine yaklaş.

  473. Surah Al-QadrBegins here at 97:1

  474. 97:1

    إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ

    ʹInnaaa ʹañzalnaahu fee Laylatil Q̣ADR:

    Doğrusu, Biz, Kuran'ı kadir gecesinde indirmişizdir.

  475. 97:2

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ

    Wa-maaa ʹadraaka maa- Laylatul Q̣adr?

    Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

  476. 97:3

    لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ

    Laylatul Q̣adri khayrum min ʹalfi Shahr.

    Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.

  477. 97:4

    تَنَزَّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ

    Tanazzalul malaaaʹikatu war-Rooḥu feehaa biʹiẓni Rab-bihim miñ kulli ʹamr:

    Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.

  478. 97:5

    سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ

    Salaamun Hiya ḥattaa maṭ-laʻil Fajr!

    O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

  479. Surah Al-BayyinahBegins here at 98:1

  480. 98:1

    لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ

    Lam yakunil laẓeena kafaroo min ʹAhlil Kitaabi wal-Mushrikeena muñ-fakkeena ḥattaa taʹtiyahumul Bayyinah,

    Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.

  481. 98:2

    رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً

    Rasoolum minal laahi yatloo ṣuḥufam muṭahharah,

    Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.

  482. 98:3

    فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ

    Feehaa kutubuñ q̣ayyimah.

    Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.

  483. 98:4

    وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ

    Wa-maa tafarraq̣al laẓeena ʹootul Kitaaba ʹillaa mim baʻdi maa- jaaa-ʹathumul Bayyinah.

    Ama, kendilerine kitap verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler.

  484. 98:5

    وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ۚ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ

    Wa-maaa ʹumirooo ʹillaa liyaʻbudul laaha mukhliṣeena lahud Deen: ḥunafaaaʹa wa-yuq̣eemuṣ Ṣalaata wa-yuʹtuz Zakaata wa-ẓaalika Deenul Q̣ayyimah.

    Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.

  485. 98:6

    إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ

    ʹInnal laẓeena kafaroo min ʹAhlil Kitaabi wal-Mushrikeena fee naari Jahannama khaalideena feehaa. ʹUlaaaʹika hum sharrul bariyyah.

    Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkar edenler, şüphesiz içinde temelli kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte bunlar, yaratıkların en kötüsüdürler.

  486. 98:7

    إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ

    ʹInnal laẓeena ʹaamanoo wa-ʻamiluṣ ṣaaliḥaati ʹu-laaaʹika hum khayrul bariyyah.

    Fakat, inanıp yararlı iş işleyenler, işte onlar da, yaratıkların en iyileridirler.

  487. 98:8

    جَزَآؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۖ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُۥ

    Jazaaaʹuhum ʻiñda Rabbihim Jannaatu ʻadniñ tajree miñ taḥtihal ʹanhaaru khaalideena feehaaa ʹabadaa: raḍiyal laahu ʻanhum wa-raḍoo ʻanh: ẓaalika liman khashiya Rabbah.

    Onların Rableri katındaki mükafatı, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir.

  488. Surah Az-ZalzalahBegins here at 99:1

  489. 99:1

    إِذَا زُلْزِلَتِ ٱلْأَرْضُ زِلْزَالَهَا

    ʹIẓaa zul-zilatil ʹArḍu zil-zaalahaa,

    Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;

  490. 99:2

    وَأَخْرَجَتِ ٱلْأَرْضُ أَثْقَالَهَا

    Wa-ʹakhrajatil ʹArḍu ʹas̤q̣aalahaa,

    Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;

  491. 99:3

    وَقَالَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا لَهَا

    Waq̣aalal ʹiñsaanu maa- lahaa?

    Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;

  492. 99:4

    يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا

    Yawmaʹiẓiñ tuḥaddis̤u ʹakhbaarahaa,

    İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.

  493. 99:5

    بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا

    Biʹanna Rabbaka ʹawḥaa lahaa.

    İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.

  494. 99:6

    يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ ٱلنَّاسُ أَشْتَاتًا لِّيُرَوْا۟ أَعْمَـٰلَهُمْ

    Yawmaʹiẓiñy yaṣ-durun naasu ʹash-taatal liyuraw ʹaʻmaalahum.

    O gün insanlar işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler.

  495. 99:7

    فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۥ

    Famañy yaʻmal mis̤q̣aala ẓarratin khayrañy yarah.

    Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.

  496. 99:8

    وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُۥ

    Wa-mañy yaʻmal mis̤q̣aala ẓarratiñ sharrañy yarah.

    Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.

  497. Surah Al-'AdiyatBegins here at 100:1

  498. 100:1

    وَٱلْعَـٰدِيَـٰتِ ضَبْحًا

    WalʻAadiyati ḍabḥaa,

    And olsun Allah yolunda koştukça koşanlara;

  499. 100:2

    فَٱلْمُورِيَـٰتِ قَدْحًا

    Fal-mooriyaati q̣adḥaa,

    And olsun kıvılcımlar saçanlara;

  500. 100:3

    فَٱلْمُغِيرَٰتِ صُبْحًا

    Fal-mug̣eeraati ṣubḥaa,

    Sabah sabah akına çıkanlara;

  501. 100:4

    فَأَثَرْنَ بِهِۦ نَقْعًا

    Faʹas̤arna bihee naq̣ʻaa,

    Ve tozu dumana katanlara;

  502. 100:5

    فَوَسَطْنَ بِهِۦ جَمْعًا

    Fawasaṭna bihee jamʻaa,

    Düşman topluluğunun içine dalanlara ki:

  503. 100:6

    إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٌ

    ʹInnal ʹIñsaana li-Rabbihee lakanood;

    İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.

  504. 100:7

    وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ

    Wa-ʹinnahoo ʻalaa ẓaalika lashaheed;

    Doğrusu kendisi de bunların hepsine şahittir.

  505. 100:8

    وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ

    Wa-ʹinnahoo liḥubbil khayri lashadeed.

    Gerçekten mala da pek düşkündür.

  506. 100:9

    ۞ أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِى ٱلْقُبُورِ

    ʹAfalaa yaʻlamu ʹiẓaa buʻs̤ira maa- fil q̣uboor,

    İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalblerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi?

  507. 100:10

    وَحُصِّلَ مَا فِى ٱلصُّدُورِ

    Waḥuṣṣila maa- fiṣ ṣudoor:

    İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalblerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi?

  508. 100:11

    إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌۢ

    ʹInna Rabbahum̃ bihim Yawmaʹiẓil la-Khabeer?

    Doğrusu Rableri o gün onların her şeyinden haberdardır.

  509. Surah Al-Qari'ahBegins here at 101:1

  510. 101:1

    ٱلْقَارِعَةُ

    ʹAl-Q̣aariʻah:

    Gürültü koparacak olan

  511. 101:2

    مَا ٱلْقَارِعَةُ

    Mal Q̣aariʻah?

    Nedir o gürültü koparacak olan?

  512. 101:3

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ

    Wa-maaa ʹadraaka mal Q̣aariʻah?

    O gürültü koparacak olanın ne olduğunu sen bilir misin?

  513. 101:4

    يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ

    Yawma yakoonun naasu kal-faraashil mabs̤oos̤,

    O gün insanlar, ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneye dönecekler.

  514. 101:5

    وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ

    Wa-takoonul jibaalu kal-ʻihnil mañfoosh.

    Dağlar, atılmış renkli yüne benzeyecekler.

  515. 101:6

    فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ

    Faʹammaa mañ s̤aq̣ulat mawaazeenuhoo,

    Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır.

  516. 101:7

    فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ

    Fahuwa fee ʻEeshatir raaḍiyah.

    Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır.

  517. 101:8

    وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ

    Wa-ʹammaa man khaffat mawaazeenuhoo,

    Tartıları hafif gelenler ise,

  518. 101:9

    فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌ

    Faʹummuhoo Haawiyah.

    Onların yeri bir çukurdur.

  519. 101:10

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ

    Wa-maaa ʹadraaka maa- hiyah?

    O çukurun ne olduğunu sen bilir misin?

  520. 101:11

    نَارٌ حَامِيَةٌۢ

    Naarun ḥaamiyah!

    O, kızgın bir ateştir.

  521. Surah At-TakathurBegins here at 102:1

  522. 102:1

    أَلْهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ

    ʹAl-haaku mut-takaas̤ur.

    Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz.

  523. 102:2

    حَتَّىٰ زُرْتُمُ ٱلْمَقَابِرَ

    Ḥattaa zurtumul maq̣aabir.

    Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz.

  524. 102:3

    كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

    Kallaa sawfa taʻlamoon.

    Hayır; öyle olmayın; yakında bileceksiniz.

  525. 102:4

    ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

    S̤umma kallaa sawfa taʻlamoon!

    Hayır; gözünüzü açın; yakında bileceksiniz.

  526. 102:5

    كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ ٱلْيَقِينِ

    Kallaa law taʻlamoona ʻilmal yaq̣een.

    Dikkat edin, şayet yaptığınızın sonucunu kesin olarak bir bilseniz!

  527. 102:6

    لَتَرَوُنَّ ٱلْجَحِيمَ

    Latarawunnal Jaḥeem!

    And olsun ki, cehennemi göreceksiniz.

  528. 102:7

    ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ ٱلْيَقِينِ

    S̤umma latarawunnahaa ʻaynal yaq̣een!

    And olsun ki, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.

  529. 102:8

    ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ

    S̤umma latusʹalunna Yawmaʹiẓin ʻanin naʻeem.

    Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.

  530. Surah Al-'AsrBegins here at 103:1

  531. 103:1

    وَٱلْعَصْرِ

    WalʻAṣr,

    İkindi vaktine (Asra; çağa) and olsun ki,

  532. 103:2

    إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَفِى خُسْرٍ

    ʹInnal ʹIñsaana lafee khusr,

    İnsan hiç şüphesiz hüsran içindedir.

  533. 103:3

    إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ

    ʹIllal laẓeena ʹaamanoo wa-ʻamiluṣ ṣaaliḥaati wa-tawaaṣaw bil-Ḥaq̣q̣i wa-tawaaṣaw biṣ-Ṣabr.

    Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.

  534. Surah Al-HumazahBegins here at 104:1

  535. 104:1

    وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ

    Waylul likulli humazatil lumazah,

    Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!

  536. 104:2

    ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۥ

    ʹAllaẓee jamaʻa maalañw waʻaddadah,

    Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!

  537. 104:3

    يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخْلَدَهُۥ

    Yaḥsabu ʹanna maalahooo ʹakhladah!

    Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır.

  538. 104:4

    كَلَّا ۖ لَيُنۢبَذَنَّ فِى ٱلْحُطَمَةِ

    Kallaa layumbaẓanna fil Ḥuṭamah.

    Hayır; o, and olsun ki, Hutame'ye atılacaktır.

  539. 104:5

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحُطَمَةُ

    Wa-maaa ʹadraaka mal Ḥuṭamah?

    Hutame'nin ne olduğunu sen bilir misin?

  540. 104:6

    نَارُ ٱللَّهِ ٱلْمُوقَدَةُ

    Naarul laahil mooq̣adah,

    O, yüreklere çökecek olan, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.

  541. 104:7

    ٱلَّتِى تَطَّلِعُ عَلَى ٱلْأَفْـِٔدَةِ

    ʹAllatee taṭṭaliʻu ʻalal ʹafʹidah:

    O, yüreklere çökecek olan, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.

  542. 104:8

    إِنَّهَا عَلَيْهِم مُّؤْصَدَةٌ

    ʹinnahaa ʻalayhim muʹṣadah,

    Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.

  543. 104:9

    فِى عَمَدٍ مُّمَدَّدَةٍۭ

    Fee ʻamadim mumaddadah.

    Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.

  544. Surah Al-FilBegins here at 105:1

  545. 105:1

    أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَـٰبِ ٱلْفِيلِ

    ʹAlam tara kayfa faʻala Rabbuka biʹAṣḥaabil FEEL?

    Fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

  546. 105:2

    أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ

    ʹAlam yajʻal kaydahum fee taḍleel?

    Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı?

  547. 105:3

    وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ

    Wa-ʹarsala ʻalayhim ṭayran ʹabaabeel,

    Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.

  548. 105:4

    تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ

    Tarmeehim̃ bihijaaratim miñ sijjeel,

    Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.

  549. 105:5

    فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍۭ

    Fajaʻalahum kaʻaṣfim maʹkool.

    Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.

  550. Surah QurayshBegins here at 106:1

  551. 106:1

    لِإِيلَـٰفِ قُرَيْشٍ

    Liʹeelaafi Q̣URAYSH,

    Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır.

  552. 106:2

    إِۦلَـٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ

    ʹEelaafihim riḥlatash shitaaaʹi waṣṣayf,

    Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır.

  553. 106:3

    فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَـٰذَا ٱلْبَيْتِ

    Falyaʻbudoo Rabba haaẓal Bayt,

    Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler.

  554. 106:4

    ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ

    ʹAllaẓeee ʹaṭʻamahum miñ jooʻiñw wa-ʹaamanahum min khawf.

    Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler.

  555. Surah Al-Ma'unBegins here at 107:1

  556. 107:1

    أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ

    ʹA-raʹaytal laẓee yukaẓẓibu bid-Deen?

    Dini yalan sayanı gördün mü?

  557. 107:2

    فَذَٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ

    Faẓaalikal laẓee yaduʻʻul yateem,

    Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.

  558. 107:3

    وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

    Wa-laa yaḥuḍḍu ʻalaa ṭaʻaamil miskeen.

    Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.

  559. 107:4

    فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ

    Fawaylul lil-muṣalleen,

    Vay o namaz kılanların haline ki:

  560. 107:5

    ٱلَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ

    ʹAllaẓeena hum ʻañ ṣalaatihim saahoon,

    Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.

  561. 107:6

    ٱلَّذِينَ هُمْ يُرَآءُونَ

    ʹAllaẓeena hum yuraaaʹoona,

    Onlar gösteriş yaparlar.

  562. 107:7

    وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ

    Wa-yamnaʻoonal MAAʻOON.

    Onlar basit şeyleri dahi vermezler.

  563. Surah Al-KawtharBegins here at 108:1

  564. 108:1

    إِنَّآ أَعْطَيْنَـٰكَ ٱلْكَوْثَرَ

    ʹInnaaa ʹaʻṭaynaakal kaws̤ar.

    Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir.

  565. 108:2

    فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ

    Faṣalli li-Rabbika wanḥar.

    Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

  566. 108:3

    إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلْأَبْتَرُ

    ʹInna shaaniʹaka huwal ʹabtar.

    Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.

  567. Surah Al-KafirunBegins here at 109:1

  568. 109:1

    قُلْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْكَـٰفِرُونَ

    Q̣ul yaaaʹayyuhal KAAFIROON!

    De ki: "Ey inkarcılar!"

  569. 109:2

    لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ

    Laaa ʹaʻbudu maa- taʻbudoon,

    "Ben sizin taptıklarınıza tapmam."

  570. 109:3

    وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ

    Wa-laaa ʹañtum ʻaabidoona maaa ʹaʻbud.

    "Benim taptığıma da sizler tapmazsınız."

  571. 109:4

    وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ

    Wa-laaa ʹana ʹaabidum maa ʻabattum,

    "Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim."

  572. 109:5

    وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ

    Wa-laaa ʹañtum ʻaabidoona maaa ʹaʻbud.

    "Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz."

  573. 109:6

    لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ

    Lakum Deenukum wa-liya Deen.

    "Sizin dininiz size, benim dinim banadır."

  574. Surah An-NasrBegins here at 110:1

  575. 110:1

    إِذَا جَآءَ نَصْرُ ٱللَّهِ وَٱلْفَتْحُ

    ʹIẓaa jaaaʹa NAṢRUL LAAHI wal-Fatḥ,

    Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

  576. 110:2

    وَرَأَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفْوَاجًا

    Waraʹaytan naasa yadkhuloona fee Deenil laahi ʹafwaajaa,

    Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

  577. 110:3

    فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابًۢا

    Fasabbiḥ bi-Ḥamdi Rabbika wastag̣firh. ʹInna-Hoo kaana Tawwaabaa.

    Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

  578. Surah Al-MasadBegins here at 111:1

  579. 111:1

    تَبَّتْ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ

    Tabbat yadaaa ʹAbee Lahabiñw watabb!

    Ebu Leheb'in elleri kurusun; kurudu da!

  580. 111:2

    مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ

    Maaa ʹag̣naa ʻanhu maaluhoo wa-maa kasab.

    Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi.

  581. 111:3

    سَيَصْلَىٰ نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ

    Sayaṣlaa Naarañ ẓaata lahab,

    Alevli ateşe yaslanacaktır.

  582. 111:4

    وَٱمْرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ

    Wamraʹatuh: ḥammaalatal ḥaṭab,

    Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

  583. 111:5

    فِى جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍۭ

    Fee jeedihaa ḥablum mim masad!

    Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

  584. Surah Al-IkhlasBegins here at 112:1

  585. 112:1

    قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ

    Q̣ul Huwal laahu ʹAḥad;

    De ki: O Allah bir tektir.

  586. 112:2

    ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ

    ʹAllaahuṣ Ṣamad;

    Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır.

  587. 112:3

    لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

    Lam yalid; wa-lam yoolad;

    O doğurmamış ve doğmamıştır.

  588. 112:4

    وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ

    Wa-lam yakul la-Hoo kufuwan ʹaḥad.

    Hiçbir şey O'na denk değildir.

  589. Surah Al-FalaqBegins here at 113:1

  590. 113:1

    قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ

    Q̣ul ʹaʻooẓu bi-Rabbil Falaq̣,

    De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

  591. 113:2

    مِن شَرِّ مَا خَلَقَ

    Miñ sharri maa- khalaq̣:

    De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

  592. 113:3

    وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

    Wa-miñ sharri g̣aasiq̣in ʹiẓaa waq̣ab,

    De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

  593. 113:4

    وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ

    Wa-miñ sharrin Naffaas̤aati fil ʻuq̣ad,

    De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

  594. 113:5

    وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

    Wa-miñ sharri ḥaasidin ʹiẓaa ḥasad.

    De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

  595. Surah An-NasBegins here at 114:1

  596. 114:1

    قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ

    Q̣ul ʹaʻooẓu bi-Rabbin NAAS,

    De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

  597. 114:2

    مَلِكِ ٱلنَّاسِ

    Malikin Naas,

    De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

  598. 114:3

    إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ

    ʹIlaahin Naas,

    De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

  599. 114:4

    مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ

    Miñ sharril Waswaasil khan-Naas,

    De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

  600. 114:5

    ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ

    ʹAllaẓee yuwaswisu fee ṣudoorin Naas,

    De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

  601. 114:6

    مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ

    Minal Jinnati wan-Naaṣ

    De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."